Bilge Nur Küçük

Bilge Nur Küçük
@Kuabris
Kierkegaard'a göre bize düşen, yolumuzu seçmektir. Yolumuzu seçerken de haz ilkesine veya kurallara göre değil, bizi gerçekten çeken nedir sorusunun cevabına göre, gerçek ve içten arzumuza göre seçmek kritiktir. Yolumuzu bir kere seçtikten sonra karşımıza birçok zorluk, engel ve sapma çıkacaktır. Bazen kendimizi kaybolmuş hissedebiliriz. Kierkegaard'a göre başımıza gelenlerle en iyi temas etme yolu iman ettiğimiz o şeyi kaybetmeden zorluklar arasından yolumuzu bulmaktır. İman ettiğiniz o nokta varmak istediğiniz fener ise, denizde çıkan dalgaları da hesaba katarak oraya doğru ilerlememiz gerekir; dalgalara küfrederek veya olmamalarını hayal ederek değil.
Reklam
Varoluşçu bakış, bizlere çok net bir resim sunar. Evet, seç: \ tiklerim bugünümü inşa eder. Ama seçmediklerim veya öngöremeden başıma gelenler de en az benim kadar hayatımın mimarı. Bu durumda büyük bir çelişkiyle karşı karşıya kalıyoruz. Ben istediğim kadar çabalasam da hayatımda işler istediğim gibi gitmeyebilir. O zaman bırakmak mı lazım?
Uzun lafın kısası, hayatın belirsizliğiyle barışabilmek için hem tamamen beklemediğiniz bir şekilde içine fırlatıldığınız durumlarla barışmanız, hem de seçimlerinizin beklenmedik sonuçlarına da ok demeniz gerekir.
Önemli olan siz hangi alanda, nasıl bir hayatta kendinizi var etmek istiyorsunuz? İnsan olarak bize düşen, kendimizi atlayabileceğimiz ve anlam bulabileceğimiz yerlerde var etmek. O yerleri bulmak. O yerleri aramaya cesaret etmek. Bize gösterilenin ötesine bakabilmek. Bunları yapıyorum, mutluluğu, anlamı arıyorum, ama halıl hayatımda anlam bulamıyorum diyebilirsiniz. Bu noktada da başarıya giden yoldaki en önemli sırrı sizinle paylaşmak isterim (ne cümle kurdum ama, hayal kırıklığı yaşamayın, o kadar büyük bir şey değil); azmetmemiz gerektiği kadar, elimizden geldiğince hayatımızı istediğimiz yönlere doğru şekillendirmek, ama gücümüzün bir yere kadar yettiğini bilip, kendi sınırlılıklarımıza sahip çıkıp, sabırla ektiğimiz tohumların sonuçlarını beklemek. Yani azmettiğimiz kadar akışına da bırakabilmek..
“İvan İlyiç kısa bir sürede, yani düğününden sonraki bir yıl içinde, evliliğin hayata bazı rahatlıklar katsa da aslında kişi için bir görev olduğunu, yani toplumun onayladığı uygun bir yaşam sürmesi için gereken çok karmaşık ve zor bir mesele olduğunu anlamıştı.”
Reklam