Şeyma

Menora
7/10
·136 syf.··
2025 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2025 12:10
Öncelikle yazarın okuduğum diğer kitaplara esasla çok farklı bir kitaptı. Konu bakımından tek bir kişinin hayatına odaklanmak yerine Yahudi inancında önemli bir yer edinen Menora üzerinden Yahudiler`in çektikleri acılardan bahsediyor. Kitabın konusundan ziyade beni etkileyen noktalardan ve çıkardığım derslerden bahsetmek istiyorum. Biliyorsunuz ki Benjamin olaya tanık olsun ve sonraki nesillere bunu aktarsın diye yanlarında götürmüşlerdi. Götürecekleri çocuk ne kadar küçükse aslında o kadar da iyiydi çünkü hem kutsal emanet bir Yahudi tarafından Dünya gözüyle daha fazla görülecek hem de tanık olduğu olayı bir çok kez anlatıp bunun unutulmamasını sağlayacaktı. Dikkat ettiğim nokta unutulmamaktı. Onlara yapılan bu zulmü hiçbir zaman unutmuyorlar aksine gün geçtikçe hatırlatmaya devam ediyorlar. Bu olayda da tanık olması onlar için çok önemliydi düşmanlarının hafızalarından silinmesine müsaade etmiyorlardı. Yaşadıkları üzerine film ve kitaplar yazıyorlar. Piyanist ve Çizgili Pijamalı Çocuk gibi. Başka değinmek istediğim nokta birliktelik... Kitapta Yahudiler`in bir sıkıntı olduğunda her zaman bir arada olduğunu görüyorsunuz . Onları bölmelerine izin vermiyorlar. Birbirlerinin arkasından kuyularını kazmıyorlar. Benjamin`in yolda giderken sorduğu sorular da dikkatimi çekmişti. Yanındaki çok yaşlı insanlar bile sorgulamazken onun o yaştaki sorduğu sorular hem güzel hem de cevaplaması bir o kadar güçtü. İnanç arkadaşlar, inanç... Kutsal saydıkları şeyler uğruna her şeyi yapıyorlar. Ülkelerini değiştiriyorlar, paralarını o uğurda feda ediyorlar. Şimdi de aynı Kutsal değerler Filistin işgaline neden oluyor.Aynı acıyı çekmiş olmalarına rağmen bu acıyı başkalarına yaşatan da yine onlar. Stefan Zweig, Yahudi kökenli olmasına rağmen aslında Ateisttir fakat
Gömülü ŞamdanStefan Zweig · Aperatif Kitap Yayınları · 201917,9bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
KAYITSIZLIĞIN ZİRVESİ: MEURSAULT | YABANCI
9/10
·112 syf.··
2025 2. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2025 21:35
Öncelikle biraz Meursault karekterine değinelim. Hiçbir şeyi umursamayan ve onun için anlam ifade etmeyen biridir. Öyle ki annesinin öldüğü günü , yaşını dahi hatırlamaz hatta cenazesinde dahi tek bir göz yaşı dökmez. Cenaze sırasında bile düşündüğü şey annesi değildir. Yas tutmak yerine bir gün sonra sinemaya gider, sevgilisiyle takılır. Hatta durumu o kadar belli etmez ki Marie, annesinin öldüğünü giydiği kıyafet üzerinden fark eder ve dehşete kapılır. Başka bir umursamazlığı evliliktir. Karşı tarafın benim hakkımdaki fikri nedir? Şeklindeki soruyu bırakın kendisi karşı taraf hakkındaki düşüncesini bile bilmez. Evleneceği kişinin kim olduğu onun için önemli değildir. Heyecan, üzüntü , kızgınlık , sevinç gibi her insanın yaşadığı duygulara karşı dâhi nötrdür. Hatta kendisinin yargılanma safhasında da kayıtsızdır. Kendisini soruşturan amirin neden bu kadar olayları önemsediğini sorgular , mahkemede savcıya karşı savunmayı dâhi yapmaz yani anlayacağınız kendi davasında bile bu hayata karşı olan tutumu devam eder. Şimdi gelelim asıl üzerinde durmak istediğim konu olan yargılama aşamasına. İlk paragrafta sürekli karakterin umursamazlığından bahsettim hatta somut örnekler verdim. Peki sıkılan dört kurşunun bu umursamazlıkla ne ilgisi var? Karşımızdaki kişi ne kadar narsist , antisosyal olması bunu olayla alakasız bir durumda önemli bir sebep yapmamalıydı ve bence yazarın eleştirdiği konu da buydu. Olaylara öznel bakmamak . Annesinin cenazesinde içtiği sütlü kahve, uyuması hatta ve hatta bir gün sonra gittiği sinemadaki filmin türü gibi detayların cinayette konuşulmasının saçmalığı. En çok dikkatimi çeken şu olmuştu babasını öldüren genç " savcının gözünde" bu olaydan daha önemsizdi çünkü bu olayda Meursaut olaylara kayıtsız kalan, annesinin cenazesinde
1000Kitap
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,4bin okunma
OKULLARDA OKUTALIM
8/10
·208 syf.··
2024 5. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 05 Aralık 2024 00:11
Bu kitap sadece Finlandiya halkının aydınlanması, gelişmesi için yazılan bir kitap gibi gözükse de aslında tüm milletlerin bir şeyler çıkarabileceği bir yapıttır. Atatürk' ün okullarda mutlaka okutulmasını istediği bir kitaptır. Ulusun istediğinde bataklıktan " beyaz zambaklara" ulaşabilmesinin hayal olmadığı aksine gerçekleşmesi gayet olanaklı olduğu unutulmamalıdır. Finlandiya hep örnek alınan bir ülke olmuştur. Aslında ne geniş tarım arazileri vardır ne hammaddeleri ne de teknolojileri çok ileri seviyededir. Bunu eğitim sayesinde başarmışlardır. Okullara yatırım yapmışlardır. Ezberci sistem yerine uygulayıcılığı esas alan bir sistem benimsemişlerdir. Beyaz Zambaklar Ülkesi , Türkiye' de en çok okunan kitaplardandır peki neden örnek almıyoruz ? Bir şeyleri ileri götürmek için çabalamayıp oturduğumuz yerden sürekli şikayet eder vaziyetteyiz? Finlandiya günümüzde örnek alınan bir ülke olması hep öyle olduğunu göstermiyor. Halkın evlerinin pencerelerine cam takması dahi lüks olduğu bir ülkeden, tatlının zengin yemeği sayıldığı durumdan bu vaziyete gelmişse eğer biz kat ve kat Finlandiyalar yaratırız. Kendimizi geliştirmeye önem verelim. Bunu hem kendimiz hem de milletimiz için görev sayalım. Atatürk bu kitabı okutulmasını istemişse bir çıkarım yapmamız içindir. Kitap okuyalım. Lisan öğrenelim. Tarihimizi araştıralım. Vaktimizi boş geçirmeyelim. Hazır yeni yıla da az kalmışken kendimize yeni hedefler koyalım. İyi okumalar dilerim
Beyaz Zambaklar ÜlkesiGrigory Petrov · Ayrıntı Yayınları · 2020124,9bin okunma
Kendine Ait Bir Oda
8/10
·160 syf.··
2024 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Kasım 2024 01:11
Geçen günlerde( daha kitabı okumamıştım) camdan dışarıyı seyrederken acaba hangi tarihte yaşasaydım kadınların ayrımcılığa maruz kalmadığı , el üstünde tutulduğu bir döneme denk gelirdim diye kendi kendime sordum. 10 yıl önce mi? Ya da 30 yıl sonra mı? Doğrusu bilemiyorum. Aksine işler daha kötü boyutlara doğru ilerliyor. Belki de kötü dediğimiz bu çağ, geleceğin en iyisidir. 1900'lü dönemlerden bahseden bu kitapta kadınların; herhangi bir yazı yazma,( mektubu dahil etmemişler Allah'tan yoksa napardık) tek başına bir mekana girme, çimlerin üzerinde oturma, kendilerine ait bir odalarının olması ,kendi bütçelerinin olması gibi daha birçok HAK alınmış vaziyettedir. Peki bu hak kim tarafından alındı ? Erkekler demek cevabı eksik bırakıyor. Kadınlar da bu hakları tartışmasız bir şekilde ellerine verdiler . Roman yazan kadınlar kötü eleştirilere maruz kaldılar, arkalarından atılıp tutuldu ve iğrenç hakaretlere maruz kaldılar. Şu an özgürce roman yazabilmemizi tarihte bazı cesur kadınlara borçlu olduğumuzu fark ettim. Gurur ve Önyargı gibi bir başyapıt bu koşullar altında yazıldı . Jane Austen , bu kitabı yazdığı sayfaları hep saklamak zorunda kalmış, resimlerini karanlıkta çizmiş ve daha nicesi bu koşullar altında şu an bizim en iyi imkanlarda dahi belki de yazamıyacağımız kitaplar yazmışlar. Sahi neden kadınlardan da bir Shekspare çıkmamış ? Daha mı az akıllıyız veya kurmaca yeteneğimiz mi yok? Elbette ki cevap boş zaman. Kadınların kendi alanları dahi olmadığı bir dönemde ya da dönemlerde nasıl kalkıpta bu kadar sorumluluk altında bir de sanata vakit ayırsınlar öyle değil mi? Hayır bu bir nevi kendimizi kandırmak olur tüm suçu erkeklere yüklemiş oluruz . Yeri geldiğinde kendimize, hemcinsimize de sormak gerekiyor. Neden anneler kızlarına yüklü miktar para ,
1000Kitap
Kendine Ait Bir OdaVirginia Woolf · İndigo Kitap · 201748,3bin okunma