Bir yabancı gibi bir tutsak gibi hissetmiyordum artık. Nihayet anlıyordum sanki, bir kimliğim, bir amacım vardı. Onu tanıdıkça, o tatlı ruhunun daha da derinlerine indikçe bu hoş arkadaşlık hissim yerini öyle yüce, öyle derin, öyle karmaşık bir duygu düğümüne bıraktı ki düşündükçe nefesim kesilir gibi oluyordu.
Ben tek bir hata bile işlemeye cesaret edemez, her vazifeyi yerine getirmeye çalışırdım ama sabahtan akşama, akşamdan sabaha yaramaz ve yorucu, suratsız ve sinsi olduğu söylenen bendim.
Neden hep acı çekiyordum, hep korkutuyordum, hep suçlanıyor, her zaman kınanıyordum? Neden hiçbir zaman kimseyi memnun edemiyordum? Herhangi birinin gönlünü kazanmaya çalışmak neden boşunaydı?