Eski zamanlarda vücut ve ağız kokusunun yaşam tarzından ve yaşamsal vücut sıvılarından kaynaklandığına inanılıyordu. Dolayısıyla sayıca fazla cinsel ilişkiye girmenin, kadın vücudundaki yaşamsal sıvıların bozulmasına ve kadının kötü kokmasına yol açacağına hükmediliyor. Para karşılığı cinsel ilişkiye girmesi nedeniyle erdemsiz, düşük ahlaklı görülen kadınlara verilen ismin bu inanıştan dolayı "kokuşmuş" kelimesinden kaynaklanması, bizi koku ile cinsiyet, koku ile sosyal statü ve koku ile sosyal sınıfların ilişkisi gibi farklı ve ilginç kavramlarla karşı karşıya bırakıyor.
İsmi olmayan veya adlandırmakta sözel olarak zorluk çektiğimiz kokuları tanıyamıyoruz. Kısacası, bildiğimiz bir şeyin kokusuna benzemiyorsa, “Biraz çilek, biraz balık eti kokuyordu," gibi bilindik herhangi bir referans kategorimize uymuyorsa, o kokuyu yok sayabiliyoruz. “Kelimeler tarife yetmiyorsa, o koku yoktur" gibi şoke edici bir sonuç da çıkarabiliriz.
Kokuları, kendi bağlamımız içinde değerlendirmek gibi bir gerçeğimiz var bizim. Peyniri peynir gibi gördüğümüzde ağzımızın suyunu akıtabiliyor ama karanlıkta, bir de üstüne tabut gibi bir sandıkta kokusunu duyunca, çürüyen bir ceset gibi algılayabiliyoruz.
Kadın -erkek arasındaki anlamsız ve olumsuz rekabet, kalplerdeki aşk ve sevgiyi inkar etmekte, milletimizin ve devletimizin bekâsının temelini oluşturan aileyi çökertme tehlikesi taşımaktadır
Popüler kültürdeki algılanışının aksine, önyargılı olmak temel olarak iyidir. Bir konuda henüz dayanaksız da olsa kendinize ait bir inancınızın olduğunu gösterir