Marquez'in gerçek bir cinayet hadisesinin üzerinden yazdığı "Kırmızı Pazartesi" isimli eseri bir namus cinayetini konu ediyor. Kitabın daha ilk satırlarında baş karakter Santiago Nasar'ın öleceğini öğreniyoruz ancak kitapta cinayetin oluşundan çok halkın olanlara karşı tavırları eleştirel bir biçimde ele alınıyor.
İşleneceği kesin bir cinayet ancak kimse bu durumu değiştirmek için bir şey yapmıyor. Okurken bu durumdan çok etkilenmiştim. Öyle ki kitabı okurken hikayenin içine girip Santiago'yu kurtarmak istedim. Demek istediğim yazar okuruna yaşanılan o çaresizliği çok iyi hissettiriyor. Kitap çok akıcı ve heyecanlı ilerliyor. Okuduktan sonra uzun süre etkisinden çıkarmayacağınız bir kitap olacağına eminim.
--Bana bir önyargı verin dünyayı yerinden oynatayım.
Kitapla kalın.
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,3bin okunma
Genç bir doktorun günlüklerinden üç doktorun birbirleriyle bağlantılı hikâyesini okuyoruz.
"At üstünde ıssız köy yolllarından hiç geçmemiş birine anlatacak bir şeyim yok;ne de olsa anlamayacak bununla ilgili anlatacaklarımı. Geçene de hatırlatmayı hiç istemem." diye başlar. Satırlardan da anlaşılabileceği gibi Bulgakov, tıp fakültesinden yeni mezun olan deneyimsiz bir doktorun şehirden çok uzakta ücra bir köye gidişini ve orada karşılaştığı bütün zorlu mücadelelerini işler.
İstanbul'un isminin Konstantinopl'dan İstanbul'a resmen dönüşmesinin ancak 1930 Posta İdaresi Hizmet Kanunu çıkınca gerçekleştiğini kaç kişi biliyor? Türkiyeliler için İstanbul, sanki hep "resmen" İstanbul'dur da Konstantinopl ismi "megalo idea" peşindeki Yunanlıların bir sahiplenme çabasıdır sadece.
Nerden gelmiştik bu konuya?