Selamün aleyküm Ya Kitap ehli
İnsan inandığı gibi yaşamalı öyle değil mi? ya da biraz devrikleştirirsek inandığını yaşayana insan denir...
Bir sorumluluğunuz var, kısıtlı süreniz, dönüşü olmayan.
Elinizden geleni yapınca mesrur olacağınız ama gayretinizi esirgediğiniz de ise en bedbaht hâle düşeceğiniz...
Peki ya menfaatlere gelelim, sevgiyi büsbütün karalamak suç aleti haline büründürmek??
Misali teşbih;
Berrak bi suya ne verirsen ve yahut ne dökersen o işlevini kaybetmez ,keza kullanılır halde durur?
El Cevab; Tatlı meyveler yahut damağımıza hitap eden şeyleri öyle değil mi?
O berrak suya, meyve diyip zehir dökersem, şayet suyun yarısı değil ya da bir kısmı değil: tamamı ile zehir nüksü gerçekleşir..
Ne suyun sahibi içer o suyu, nede başkasına içirir..
Aynı şekilde insana sevgi diye gösterilip menfaat karışmış bi duyguyu vermek, ruha nüks ettirmek insanın bilincini alır, insanı zehirler ve başka insan dahi o suyu kullanamaz..
Ta ki zehirli olduğunu bilirse kullanmaz...
Bilinmezlik kol kol gezdiğinden bunca yıkıntı altin da kalınmiş insanlik var.. Ah!
Dur dur şimdi! Gelelimm hayallerimize..
Hayal kelimesi dahi ne kadar ümit dolu öyle değil mi? İstediğimiz herşeyi sığdırabileceğimiz tek yer hayal Dünyamız..
Bizim kilit durmamiz gereken nokta ise bu sonsuz hayal alemimizden, gerçek dünyamıza ne kadar taşıyabildiğimiz, gerçekliği dipsiz olan bu dünyada ne kadar var olabildiğimizdir...
Peki dertlerimiz?
Dertlerimizi dert olarak dimağımiza yerleştirirsek mi rahatlayabiliyoruz, yahut dertlerimizi rahmet olarak görürsek mi sakinliğe eriyoruz? ya daa dertlerin bilincine varıp arınmaya mı gayret ediyoruz??