Zaten Apenin dağlarında sebepsiz yere insanın harcanması, nadir görülen bir şey de değildi. Öfkeyle can almak âdet hâline gelmiş yerlerde, insan hayatına öyle büyük bir değer biçilemez.
Şeytan kocakarı, sanki bu iki çocuğun kalplerinin içine sihirbazca bir büyüteçle bakmış gibi hükmünü vermişti: Dünyada birbirlerinden başka beğendikleri kimse yoktu.
“Beğenmek”, sevdanın en kuvvetli başlangıçlarından biridir; dış şartlar da eklenince, beğenmenin arkasından sevda çoğu kez baş gösterir.
Düzenli bir devletin polisi tarafından güvenlik ve asayişin sağlanmadığı yerlerde halk kendini sürekli tehlike içinde hisseder. İnsan, yalnız kendi pazusuyla ve silahıyla bunca tehlikeden korunamayacağını görünce, birtakım batıl inançlar, “tedbir” diye sunulan uygulamalar ve hayalî girişimlerle güvenliğin sağlanabileceğine inanması kolaylaşır. “Falanca kilisedeki çam dalından küçük bir haç yapıp boynuna takarsan eşkıyadan emin olursun” denildiğinde, bunun gerçek etkisine inanmasa bile “tedbir olsun” diye boynuna haç takmaya razı olacakların çıkması tabii bir şeydir.
Bunlardaki bağnazlık, gerçek bir dindarlık sayılmaz. Zira dindarlık için önce insanın dinini bilmesi gerekir. Oysa bu halk, eğitim nimetinden tümüyle mahrumdur