Şimdiye kadar devam ettiğim okulların hemen hiçbirinde bir öğretmen de çıkıp öğrendiklerimizin ne işe yarayacağından bahsetmiş değildi. Konular anlatılır yazılıda verdiğiniz cevaplara göre notunuz belirlenir , daha öteye taşmaya çalıştığınızda çabanız görmezden gelinirdi. Derslerin anlam ve amacını tam olarak bilmeden biteviye çalışırdınız. Öğrenmekten yorulduğunuz belki de bilmek istemeyeceğiniz pek çok bilgi bir çöp kutusuna boşaltılır gibi zihninize boşaltılıyordu. Kendi sindirim sisteminizi tam olarak öğrenmeden hatta sindirimin ne demek olduğunu bilmeden kurbağaların, ineklerinkini öğrenmek gibi...
Söylenmiş her söz , toprağa atılan tohum misali çürümezse yeşeriyormuş. Bilincin derinlerine gömülen tohumlar vakti gelince dal budak salıyor meyveye duruyormuş..
Yapmak için yıkmak, büyümek için kopmak gerekiyordu. Var olmak , kendi ayaklarınızın üzerinde durmayı keşfetmekle olurdu . Şartları değiştirmeye gücünüz yetmediği zaman şartlara göre kendinizi değiştiriyordunuz. Bir nevi biyolojik ve psikolojik adaptasyon...
Hayatımda mutlu günlerim olmuştu elbette, ama mesele sadece mutluluk değildi. Önemli olan yaşadığını, hayatın bir anlamı bir değeri olduğunu hissetmekti. Elinde çiçekler tutan beyaz gelinlik giymiş bir kızın mutluluğu gibi bir şey değildi bu . Daha derin bir varoluş sorunuydu. Dünyaya gelmiş olmanın bir anlamı var mı ,bu yaşlı gezegene ya da üstünde yaşayan insanlara küçücük bir katkım oluyor mu gibi tuhaf soruların cevabıydı.