Hayattan ne isteyebilirdi? Doğmuş, büyümüş, okumuş, devlet hizmetlerine girip memleketi dolaşmiş, ihtiyarlamiş, evlenip kavga ve dıriltı içinde bir hayat geçirmiş ve nihayet bu hale gelmişti... Herkes başka türlü mu yaşıordu sanki?
Yalnız, gökyüzündeki yıldızlardan çayın dibindeki çakıllara, doğu tarafından kopup gelen bulutlardan batı tarafındaki denize kadar uzanan ve yayılan bu kocaman gecenin içinde, yapayalnızdı. Düşüncelerini hangi istikamete koşturursa koştursun, karşısına kimse çıkmıyordu. Şu anda bu koskoca dünya üzerinde kendisini düşünen bir tek kişi bile mevcut olmadığına o kadar emniyeti vardı ki, acı bir kabadayılıkla kendisi de hiç kimseyi düşünülmeye layık bulmuyor; fakat bundan, sebebini anlayamadığı bir üzüntü duyuyordu.
Bir türlü anlayamadığı,bir türlü içlerine karışamadığı ve bunu zaten asla istemediği bu insanlarla arasında çelik bir duvar gibi yükselttiği bu tebessüm,onun müracat ettiği son çareydi.