Titan'ın avlusunda yıllardır aynı nar ağacı duruyordu.
Titan durmadan aynı kırık pusulaya bakıyordu.
İbre kuzeyi göstermiyordu.
Titan ise her sabah onu cebine koyuyor,her akşam aynı masanın üzerine bırakıyordu.
Titan'ın pusulaya olan itimadı değişmiyordu.
Kapısını çalan istikametleri içeri buyur etmiyor,yolunu yalnızca cebindeki paslı ibreye soruyordu.
Kendi doğrusunu mihenk taşı bellemişti.
Bu yüzden başka bir elin ölçüsünü almıyor, başka bir dikişin omzuna değmesine razı olmuyordu.
Oysa ceket yıllardır aynı bedendi.
Terziyi aracı eylese,düğmelerinde ateşi taşıyacaktı..
Şeyma Öztürk