Şimdi artık içinde yaşadığım koşulları başlangıçtakine göre daha da kolaylaştırmıştım ve bedenim kadar zihnim de yatışmıştı. Sıklıkla yemeğimin başına şükranla çöküyor ve ıssızlığın ortasında bana böyle bir sofra kurdurtan Tanrı'nın hikmetine hayranlık duyuyordum. Durumumun parlak tarafına daha çok, karanlık tarafına ise daha az bakmayı ve yoksunluğunu çektiğim şeyden çok, keyif aldığım şeyin değerini bilmeyi öğrenmiştim ve bu da bazen bana tarif edemeyeceğim gizli bir huzur veriyordu ki bunu burada, Tanrı'nın kendilerine verdikleriyle avunup sefasını süremeyen, çünkü onun kendilerine vermediği bir şeyleri görüp bunlara göz diken o hoşnutsuz kişiler kafalarına soksunlar diye dikkatlerine sunuyorum. Bence elde edemediklerimizle ilgili bütün huzursuzluğumuz, sahip olduklarımız için şükretme huyumuz olmamasından kaynaklanıyordu.
"Neden hiç mutlu değilsin Zeze?"
"Neden mutlu olmalıyım?"
"Çünkü dünyaya bir kez geliyoruz."
"İyi ki bir defa geliyoruz Portuga."
"Neden?"
"İkinci bir hayatı daha kaldıramazdım."