İstemi Yabgu, kendisine düşmanca tutum takınan Sasani hükümdarı Anûşirvân'a karşı Bizans imparatorluğu ile temasa geçti. 567 yılında İstanbul'a bir elçi heyeti gönderdi. Bu elçilik heyeti, tarih boyunca Orta Asya’dan İstanbul'a gönderilen ilk elçilik heyetiydi.
Gerektiği zaman kağanlara karşı çıkıp, doğruluğuna inandığı, fikirlerini söylemekten hiç çekinmemiştir. Özellikle Bilge Kağan’ın ülkeye Budizmi getirmek istemesi ve etrafı surlarla çevrili şehirler kurmak yönünde tasarladığı faaliyetleri engelleme çalışmaları mükemmeldir.
Daha önce de belirtmiş olduğum üzere Kurt Kanunu romanının ana eksenine tamamen şahsî ihtirasın körüklediği güç" ve "iktidar" mücadelesini yerleştiren Kemal Tahir, bu izleği, romanın adı ve "Kurtlukta düşeni yemek kanundur," epigrafıyla henüz işin başında güçlü bir şekilde belirginleştirmiştir. Ancak anlatının içeriği ile bu iki önemli formel çerçeve arasında tam bir semantik mutabakat olmadığını belirtmeliyim. Zira kurtlukta kanun, düşeni yemektir! Oysa romanda anlatılanlar bu kanunun insanlıkta çok başka türlü işlediğini açıkça göstermektedir. Her ikisi de "yeme" işinde ortaktır ama kurtlukta sa-dece "düşeni yemek" gibi son derece doğal ve belki insanlıktan çok daha insanî (!) bir zaruret söz konusuyken insanlıktaki kanunun önce "düşürmek" sonra "yemek" yahut daha doğru bir deyişle "düşürüp nin en belirgin hususiyetidir! Nitekim insanlık tarihi boyunca sürüp de yemek" olduğu, romanda anlatılan "güç" ve "iktidar" mücadelesi-gelen bu kadîm kavgada "hak" ve "hukuk" ilkelerinin güçten bağım-sız bir şekilde tahakkuk ettiği ne görülmüş ne duyulmuştur.