Her ne kadar değişiklik isteği çoğu zaman derinliği
olmayan bir içgüdüyse de, bu isteğin derinliklerine kazı
yapmak kitle hareketlerinin içyapısına bir ışık tutabilir.
Geçmiş çağlarda dini hareketler birer değişiklik aracı idiler.
Bir dinin muhafazakârlaşması can suyunun pıhtılaşması
gibidir. Doğmakta olan bir din hareketi, baştan aşağı değişiklikler ve denemelerle doludur ve her yönden yeni
görüşlere açıktır. İslamiyet doğduğu zaman, ör-güçlendirici ve
modernleştirici bir ortam meydana getirmiştir.
Hıristiyanlık,
Avrupa’nın vahşi kabileleri arasında bir uygarlaşma ve
modernleşme etkisi yaratmıştır. Gerek Haçlı Seferleri, gerekse
16. yüzyılda Protestan kiliselerinin kurulmasıyla sonuçlanan
dini devrim (Reformasyon) Batı dünyasını Orta Çağın
uyuşukluğundan silkip çıkaran önemli etkenlerdir.
Bir
güdüleyici güç olarak kişisel gelişmeye imkân tanımayan
ülkelerde, uyuşmuş bir toplumun uyandırılması veya toplum
hayatının geleneklerinde temelden reformlar yapılması
isteniyorsa, başka motivasyonların bulunması zorunluluğu da
ortaya çıkar. Dini, devrimci ve milliyetçi hareketler, böyle bir
genel çaba yaratan motivasyonlardır.
Gelişme halindeki devrimci bir harekete katılan kişilerden
birçoğunun, bu harekete kendi hayat koşullarında meydana
gelmesi muhtemel büyük bir değişikliğin çekiciliğiyle
katıldıkları herkesçe bilinen bir gerçektir. Devrimci bir
hareketin bireyin yaşamında değişiklik yaratan bir araç
olduğu açıkça bellidir.
“Bütün söylediklerim karşılıklı bir sohbettir ve
hiçbiri öğüt niteliğinde değildir. Bu kadar serbest
konuşabiliyorsam bu, başkalarını kendime inandırmak
zorunda olmadığım içindir.”
Monteigne