Çünkü İstiklal Harbi’nde çektiklerimizi çekmek, gönüllü bir şehitliğe atılmak için en önce kendimiz kendimize inanmaya muhtaçtık.
İstanbul’un bir tarafı kangren olmuş bir milletin kalbi gibi cerahat saçarak akıyor, bir tarafı genç, olmayacak hayallere inanmış yepyeni çocuklar gibi konuşuyor, bütün canıyla bu yeni ve gelecek dünya rüyasıyla yaşıyor.