Ey özgürlük tanrısı! Eşitlik tanrısı! Daha aklım ermeden kalbime adalet duygusunu koyan, işit coşkun duamı. Bütün bu yazdıklarımı bana sen bildirdin. Düşünceme şekil verdin, çalışmamı yönlendirdin, efendinin ve kölenin önünde senin gerçeğini yayayım diye zihnimi garabetten, kalbimi esaretten korudun. Bana bahşettiğin güç ve yetenekle konuştum, eserimi tamamlamak da sana kalıyor. Kendi çıkarımın mı peşindeyim, yoksa senin şanının mı, en iyi yine sen bilirsin ey özgürlük tanrısı! Ah adım anılmasın da insanlık özgür olsun.
Kendim zulmet içinde kalayım da tek halkın aydınlandığını göreyim; soylu ruhlar aydınlatsın halkı, çıkar gütmeyen yürekler rehberleri olsun. Mümkünse bir an önce sonuçlansın davamız; kibri ve cimriliği eşitlik içinde boğ Tanrım; bizi köle eden bu zafer aşkını sustur; zavallı evlatlarına özgürlüğün bağrında kahramanların veya büyük adamların yeri olmadığını öğret. Güçlüye, zengine, huzurunda ismini ağzıma almadığım insanlara, suçlarının dehşetini ilham et ki en başta onlar topluma borçlarını ödemeye gönüllü olsunlar, pişmanlıklarının çabukluğuyla bağışlansınlar. Böylece büyüğü küçüğü, alimi cahili, zengini fakiri tasviri imkansız bir kardeşlikte birleşsinler ve hepsi de yeni bir marş söyleyerek, senin sunağını baştan inşa etsinler ey özgürlük ve eşitlik tanrısı!
Mülkiyet olanaksızdır, eşitlik ise mevcut değil. İlkinden iğreniriz, ama onu arzu ederiz; ikincisi bütün düşüncelerimize hakimdir, ama onu hayata geçirmeyi bilmeyiz.
Bir bıçak için karısını, bir cam parçası için çocuklarını ve nihayet bir konyak için kendisini satan yerli özgür değildir.
Muhatap olduğu tüccar onun ortağı değil düşmanıdır.
Bir somun ekmek pişirip de bir lokmasını yiyebilen, saray inşa edip de ahırda yatan, lüks kumaşlar dokuyup da paçavralar giyen, her şeyi üretip de her şeyden mahrum kalan uygarlaşmış işçi, özgür değildir. Hizmet ve yevmiye değiştoku şunda işçinin ortağı olmayan patron onun düşmanıdır.
Yurduna gönülden değil, korku zoruyla hizmet eden asker özgür değildir; silah arkadaşları ve komutanları, bakanlar veya askeri yargı organları hep onun düşmanlarıdır.
Toprağa kira veren köylü, sermayesini kiralayan fabrikatör; yol vergisi, tuz vergisi, patent parası, lisans ücreti, personel ve emlak vergisi vb. ödeyen vergi mükellefi; mecliste bu vergileri oylayan vekil, hepsi de ne akla ne de hür iradeye göre hareket ediyor. Mülk sahipleri, kapitalistler ve hükümet bu insanların düşmanıdır.
Kapitalist, dünyalığı doğrultmasına doğrudan veya dolaylı yoldan yardım etmiş binlerce çalışanının işine koşamayacağı gibi, onların hepsini daima istihdam da edemez. Öyleyse mülkün paylaşılması kalıyor geriye. Ama mülkiyet paylaşılsa, bütün koşullar eşit olurdu, ne büyük sermayedar ne de büyük toprak sahibi kalırdı ortada.
Gel gelelim bu üretici maya, bu ebedi hayat tohumu, toprağın ve üretim araçlarının bu şekilde hazır edilmesi, kapitalistin üreticiye borcudur ve o bu borcu hiç ödemez: çalışanın yoksulluğunu, tembelin lüksünü ve koşullardaki eşitsizliği yaratan da bu hileli inkardır. Pek münasip biçimde insanın insanı sömürmesi olarak adlandırılan şey de esasen budur.