“Unutma çocuğum, sen sen ol, hiç kimseyi küçümseme. Herkese ve her şeye saygılı davranmalısın. Biz dünyanın kutsal olduğuna inanırız. Sakın üzerine hoyratça basma. Bizim halkımız asla Nisan ayında düğün yapmaz, çünkü toprağın gebe olduğu vakittir. Üzerinde dans edemezsin, zıplayamazsın, tepinemezsin. Ona nazik davranman gerekir. Toprağı, havayı veya nehri asla kirletme. Ben bu yüzden hiç yere tükürmem. Sen de yapma sakın.”
Şeyler sadece biz öyle istediğimiz için ortadan kaybolmazlar. Betonla örtsek, üzerlerine bir şeyler inşa etsek ve sanki hiç var olmamışlar gibi davransak bile, derinlere gömdüğümüzü sandığımız tüm o hayaletler hala bizim bir parçamızdır ve eğer onlarla yüzleşmezsek bizi rahatsız etmeye devam ederler.
Zaman iç içe dairelerdir. Ne ölür ne de azalır; kendi çevresinde dönüp durur. Tıpkı elektriği kesildikten sonra da dönmeye devam eden bir çark gibi, aile içi çatışmalar da tek tek bireyler öldükten uzun süre sonra bile yaşamaya devam eder.