Nazı sufi kaynaklarda kendini gösteren, Tanrı ile evreni özdeşleştiren, “tanrı” kavramını belirsizleştiren panteist ve panteistimsi olarak isimlendirilebilecek öğretilerin de elenmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bunlarda, “Allah enerjidir” veya “Allah evrendir” veya “Allah hepimiziz” gibi söylemlerle, farkında olunarak veya olunmayarak; “Allah” belirsiz, sıfatları olmayan, adeta içi boşaltılmış bir Varlık gibi tarif edilmektedir.
Bu aslında öyle bir boşaltmadır ki ortada “Allah”ın kaldığını söylemek bile çok zordur.
Teizme göre irade Allah’ın en önemli özelliklerindendir; Allah her zaman var olmuş bu özelliği sayesinde evreni, canlıları yaratmış ve kendisinde olan bu özelliğin çok daha basit bir kopyası hükmünde de olsa, insana bu çok değerli özelliği vermiştir.
Mekanik işleyen evrende, zihindeki “gayesellik” özelliğine geçişteki, mahiyet olarak (derece olarak değil) ortaya çıkan farkı materyalist-ateizm açıklayamaz.
Kimi materyalist-ateist düşünürlerin de fark ettiği gibi, genel materyalist madde anlayışının sonucu iradeyi reddetmektir. Önceden ulaşılan iradenin gerçek varlığı olduğu sonucu, bu beklentiyle birleştirilince, teizmi ateizme tercih etmek için bir argüman ortaya çıkmaktadır.
C. S. Lewis bu konuda şöyle demiştir:
“Eğer zihinler tamamen beyne bağımlıysa ve beyinler de biyokimyaya bağımlıysa ve biyokimya da atomların akışına bağımlıysa; bu zihinlerin düşüncelerinin, rüzgarların ağaçlarda çıkardığı sesten daha anlamlı olabilmesini anlamıyorum.”