Nihal

Dağlara baka baka, kıçını Akdeniz rüzgârına kaptırmış bir toprağın çocuklarıyız. Annelerimiz bir nasılsa; az ıhlamur, az Nâzım, biraz da tebessüm yetiyor ayaklanmaya. Ayaklanmak, haydi haydi ayağa kalkıp çıkıp gitmek oluyor kovulduğun ülkede. Gitsen nereye gideceksin; ceketin Van marka, gömleğin Bingöl yaka, donun toprak kokuyor. Bağdaş kurup ayak tırnaklarını kesmek istesen, Avrupalı değilsin işte. Yılmaz'sın, İskender'sin. Bizdensin. Ailen, "mademki yeri geldi, açıklayayım" Ailesi. Dedikodu ailesi, siirimiz dedikodu üzerine kurulu. İyi ki de kurulu: İmge, nesnelerin, meselelerin arkasından konuşmaktır aslında. Yılmaz, bunu bilir. İyi bilir. Hayatın içinde hayatın arkasından konuşur. Hayat onu konuşur, o hayatı konuşur. Birbirlerini yerler. Sonra birileri girer araya, barışırlar, hayatla da iki kadeh içtiler mi gün ışıyana kalmaz, kankalar. Sekiz kere üst üste müebbet yemiş de gülümser barışmalarına, güney sınırında günde kırk saat nöbet tutan da, Tophane'de İtalyan Yokuşu'ndan yuvarlanan karpuz da gülümser, az sonra yağmur olup inecek bulut da. Yılmaz'ın doğası gereğidir "ihtimal" çünkü. Umut ihtimalse sahicilik düş olabilir. Yahut tam tersi. Tersi de düzü de adam gibi adamdır işte
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
...uktesi olan ya devrim yapar, ya sanatçı olur.
Kimi zaman unutulur nereden geldiğin, kim olmaya çalışma çaban. Bir surat edinmek kolaydır, bir yürek bazen yaşadığın toprakla, hayatla şekillenir; bir akıl ise geçtiği dar oyukta her yanını yaralayarak örselenir. Akla mukayyet olmak hatıra ister, eiir, yüreğin azgınlığı; aklın bilimiyle yazılır. Bu, yüzyıllardır rüzgârın taşı yalayarak şekillendirmesi kadar doğaldır. Bağımsız taş, rüzgârını, rüzgârlarını bekler. Rüzgârsa, rüzgârlarsa taşını arar. Masal gibi.
Böyle bir şey ruh: Ziyaretine geldiği bedeni öldürüp de gidiyor.
Yoksullukta bir şey istenmez; yoksunlukta istenir aslında.