Ona gitmek için göze alamayacağım şey yoktu. Üzerime kapıları da kilitleseler bir yolunu bulurdum sanırım. Zorluklar gözümde bile değildi. Bana bakarken gözlerinin dolduğu an dünyayı avucumun içinde sanırdım.
Hayatın üzerime bir mezar gibi kapandığını hatırlıyorum. Bağırmak için ağzımı açtığımda ciğerimden içeri acı dolmuştu. Dolmakla kalmamış, oraya taş gibi oturmuştu. Sadece ciğerlerim mi? Var gücümle çırpınıyordum, ama hareket edememezlik vücudumun her noktasına taş taş dolmuştu. Hiçbir yana kımıldayamıyordum. Yine de oradaydım. Zor olan da bu.
Çok mu güzel? Hayır. Çok mu çekici? Hayır... Ama farklı. Herkesten değil. Dünyadan. Farkı, başka kadınlardan farklı olması değil. Onda, bir çeşit, nasıl desem... Evet, onda bir çeşit dünyaya alışamamışlık var. Hem dünyada olup hem de dünyadan olmamasından mı bilmem; insan onu bir kez gördü mü, izlemekten bir daha vazgeçemiyor.