Ama insanlar hiçbir zaman kendilerini bu hastalığa tutulanların hissettikleri kadar böylesine akıllı, doğrulukta bu derece sarsılmaz hissetmemişlerdi. Onlar, kararlarını, bilimsel araştırmaların sonuçlarını, ahlakî ve dinî inançlarını hiçbir zaman böylesine sağlam ve sarsılmaz hissetmemişlerdi. Bütün köyler, bütün kentler, bütün milletler bu hastalığa tutuluyor ve çıldırıyorlardı. Herkes üzüntü ve telaş içinde idi. Kimse kimseyi anlamıyordu. Herkes gerçeğin yalnız kendisinde olduğunu sanıyor, başkalarına bakarak acı çekiyor, göğsünü yumrukluyor, ağlıyor ellerini ovuşturuyordu. Kimi, nasıl yargılayacaklarını bilmiyorlardı. Neyin iyi, neyin kötü olduğunu da anlayamıyorlardı. Kimi mahkûm etmek, kimi beraat ettirmek gerektiğini bilmiyorlardı. İnsanlar, anlamsız bir öfke içinde birbirlerini öldürüyorlardı.