İnsanlığın hep ilerlediğini varsayıp bu ilerlemeye koşulsuz uyum sağlıyoruz. Uyumsuz olup isyan edelim dedirtmiyor eleştirel yaklaşan bu kitap, ama bir durup kendimize, heveslerimize, amaçlarımıza baksak dedirtiyor mesela... Baksak dışardan, bu amaç ve heveslerin aslında bize "dayatılan" şeyler olduğunu da anlarız.
1970lerde Samoa Adalarında bulunan ve orda bir yerli ile tanışan yazar, yerlinin Avrupa görgüsünden sonra Papalagi dediği bu yabancı halk hakkında kendi halkına mektubu Almancaya çevirir. Elimizdeki bu çeviri de Samoa halk dilinden Almancaya çevrilmiş halinin çevirisidir. Caddelere nehir benzetmesi yapılır mektupta, evlere taştan yuvalar denir. Papalagi denen beyaz halkın hep güneşten kaçtığını, doğadan uzaklaştığını söyler. Kendimize, uygarlığımıza şöyle çağlar ötesinden bakmak isteyenler için ideal. Hatta sürekli hayatın akışına kapılıp nasılsa bu bakışı muhteşem unutacağımızdan, tekrar tekrar okunası...
Kitaba başlarken her zaman ezel buradan alınmış geyikleri dönmüştü ister istemez acı tatlı ön yargılari cebime koyup okumaya başladım kitabı, ilk gitmiyor gibi oldu karakter oluşum kısmi çok uzun geldi ve birbirine bağlanmıyor asla baglanmayacak gibi geliyordu, devam ettikçe birbiri olan ilişkilerini anlatmaya başladığında bölümleri tekrar geriye gidip okuma isteği belirdi, karakter oluşumu ve coğrafyayı anlatması dönemin siyasi sosyal yönlerini ele alma şekli aşırı başarılı, birinci cilt yeni bitti, kesinlikle tavsiye ediyorum,
Not ikinci cilt bittiğinde detaylı bir inceleme yazmayı planlıyorum
Diziyi izlemedim aşırı ön yargılı yaklaşmıştım Emrah serbes ve bu kitaba yalnız harika bir iz bıraktı bende çok çok güzel, karakterlerin oluşumu çok başarılı her karakter gözünüzde canlanıyor, zaman mekan gecisleri uzun uzadıya değil, yine başarılı, Ankaralı olan birisine eminim çok daha güzel gelecektir. İyi okumalar diliyorum