Insan düşünmez, düşündüğünü hayal eder. Akıl sadece tanrı, beyinde bir çocuk tarafından korunabilir. Insanı koruyansa ölümdür. Bir hayal organıyla yaşadığı sürece kendine zarar verecek olan insani sonsuz acıdan kurtaran ölüm, doğumdan üstündür.
Bir daha yapmayacağına dair kendine söz verdi. Kendinden baska kimsesi yoktu. Dört dilde birden. Her dilde tövbenin karşılığı vardı. Çünkü pişmanlık ilk insandan torunlarına mirastı...
Insanların foyası elbet çıkar. Bilir misin, foyanın nereden geldiğini? Sadece üst tabladan ibaret boktan elmasları mıhlamadan önce altlarına folyo kağıdı yerleştirirler. Taşı mıhlarlar. Böylece sanki taş birinci kaliteymiş gibi parlar, oysa yarısı yoktur. Yansıyan ışık taştan değil, altındaki folyodan geliyordur. Ancak bir gün mal kuyumcuya gider de taşı sökülürse, müşteri meterlendigini anlar. Çünkü taşın altındaki folyo kağıdı tabak gibi ortaya çıkar. Folyo zaman içerisinde foya kelimesine dönüşmüştür.
Avrupa'ya ilk giden Türklerin çoğu çoğu köylüydü ve herhangi bir kenti bile görmemişlerdi. Köyde at arabası kullanırken avrupa'da mercedes'e bindiler. Ama mercedes'i de at arabası gibi kullandılar. Ancak onların çocukları, çevrelerine daha kolay uyum sağlayabildiler. Onların en büyük sorunuysa evlerinin Türkiye, sokağınsa Avrupa olmasıydı...