Seni yaratılmış tüm mahlukat süveydasında izlemek yok muydu? Her canlıda bir iz apaçık , her bakışta bir renk ama simsiyah, her nefeste bir anlam bembeyaz …cansız ne var ki susadım onlara
Gözlerimi değil açmak her kapadığımda , değil seni , kendimi bulduğum o an. Cennetin en derin köşesinden sesler gelirde dönerek sıyrılmam yok muydu ?
Ey hırsız gözler
Kimi sevdiği için her taşa adını kazır, kimi hırsızına taşlardan geçerken dökülen mısralardan soyunarak kaçar
Ona kelimeleri değil,
o kelimelere varan sessiz patikaları bırakıyorum;
mısra değil, mısraya düşen gölgeyi öğretiyorum.
Gölgeyi kuşananlar şairler…
Ah, yalancılar! Kelimeler giyinir, soyunmaz hiçbir zaman.
Ben sana dizelerden değil, patikalardan iniyorum.
Sana şiir kuşanıp bulanmam, kelimeler giyip okunmam.
Ben şiirden soyunuyorum,
her dizeden arınıp, yalın bir patikanın taşsız sessizliğinde
sana çıplak bir hakikat gibi varıyorum.
Çünkü ben, şiiri bırakıp gelenin öyküsüyüm. Kelimelerin değil,
yürüdüğüm yolun hatırasıyım.
Şairlere söyle, kelimelerde saklansınlar, ben soyunuyorum, kelimelere veda ediyorum. Hani Renkten renge aldatıp, gölgeyi aydınlıkla kandıranlar…
Ben çıplak bir hakikati bekliyorum.
Gönlümü hırsız yalancılardan özürle çekiyorum
Hayır ! Hayır !
Hadsizliğimden haykırdım hala nefes alıyorum ve kutuplar kadar kaba
Yoksa her şey senin yansıman mıydı? Bütün bu evrende, bir tek senin izini takip edebilmek ne kadar mümkündü? Saadet kelimesinden fışkıran güzelliğini göreni izletirsin sen herkes önce bendeki güzelliğinden geçer sonra ondaki sonra bundaki ...merhametin kelepçesini vur boynuma
Kabalığımdan üşüyorum dokun bana ürperti içerisinde erimeyi bekliyorum
nolur dön bana her parçada donuyorum