Tüketim toplumunda birey var oluşunu kavramada ve hayata dair tavır belirlemede yalnız kalmıştır. İdeolojilerin hayata dair sunduğu düşünsel kalıplar kırılmıştır. Toplumsal anlatıların bireye sunduğu sorumluluktan kaçınma hususundaki konfor kaybolmuştur. Din, gelenek ve ideolojilerin bireyi talihsizlikler karşısında motive edici dili yerini, her sorunun sorumluluğunu yüklenmek zorunda kalan birey anlayışına bırakmıştır (Bruckner, 2006:34). Bu açıdan bakıldığında modern birey huzursuz bir ideoloji çağında yaşar. Bu ideoloji kendi arzusunu besleyen, kendine özgü ama bir o kadar da herkesle benzer olmayan kitlesel bir ideolojidir. Çünkü kendi kendini yaratma iradesi ağır ama güçlü bir özgürlüktür.
Talep edilen bu bireysel özgürlük talebi, tüketim toplumunda manipüle edilerek salt bir özgürlük arayışından uzaklaştırılmıştır. Özgürlük, tüketebilme özgürlüğüne evrilmiştir,