Enise Tankişi

Enise Tankişi
@Lebrizl
16 Ağustos 2004
14 okur puanı
Aralık 2024 tarihinde katıldı
Susan Sontag şöyle diyor: "Belki de hatırlamaya çok fazla değer verilirken düşünmeye yeteri kadar değer verilmiyor.' Bu cümle gereğinden fazla hatırlamanın (Sırplara, İrlandalılara atıfta bulunarak) yeniden savaşa götürebileceğine dikkat çekiyor. Elinizdeki kitap bu tür savaşçı ulusal anıları araştırmıyor; başka bir yönde ilerliyor, geçmiş üzerine kimi söylemlerin dokunulmazlığını inceliyor. Sontag'ın dediğinden yola çıkıyor: Anlamak hatılamaktan daha önemlidir, her ne kadar anlamak için mutlaka hatırlamak gerekse de.
Reklam
On dokuzuncu yüzyılda ortaya çikan endüstriyel kapitalist fabrika düzeninin yarattığı istihdam modeli modern yaşam tarzının ve onun cinsiyet rejiminin temeli olan egemen erkeklik tarzlarını yaratan önemli bir nedendir. Sınıfsal konumların cinsiyet ile ilişkisine istihdam açısından bakıldığında. "ekmek parası kazanan", "ailesini geçindiren erkek"in aldığı ücretin bütün aile için; "çalışan kadın"in aldığı ücretin kendi "harçlığı" için olduğu klişesi ile karşılaşırız. Aile/hane yönetimi ile kapitalist piyasanın "emeğinden başka satacak bir şeyi olmayan özgür işçisinin sınıfsal konumu arasındaki ilişki, ekonomik olduğu kadar ahlaki bir kategori olarak da ortaya çıkar.
Feminist kuramcılar uzun yıllardır cinsiyet hiyerarşilerinin, erkek üstünlüğüne dayalı toplumsal düzenlerin kadınlar açısından yarattığı sonuçları ve bunların çözüm yollarını tartışıyorlar. Öte yandan, erkek egemenliğinin erkekler açısından ne ifade ettiği ve nasıl yaşandığı konusu da meselenin öteki yüzü olarak hâlâ toplumsal araştırmaların çok merak etmediği bir konudur. Aslında kadınların` ezilmişliği nasıl yaşadığını anlamak kadar, erkeklerin eril iktidar konumlarını nasıl sürdürdüklerini ve tahakkümü nasıl insa ettiklerini anlamak da önemli olmalıdır. Kadınların ezilmişliğe nasıl boyun eğdiğini anlamak kadar erkeklerin tahakkümü nasıl gerçekleştir- diklerini de yakından ve "mikro-politik" düzeyde anlamak cinsiyetlendirilmis iktidarın doğası hakkında daha bütüncül bilgiler elde etmemizi olanaklı kılar. Cinsiyetlendirilmis toplumsallığın daha bütüncül bir eleştirisini yapmak ancak bu sayede mümkündür.
Felaket onları birdenbire değiştirir; bir șeyler onarılamayacak șekilde bozulur ve zaman düzensiz ve kaotik bir sekilde akıyor gibi görünür. Belirsizlikle dolu gelecek ızdırap yaratır ve geçmeyen geçmiş onları rahat birakmaz: En derin duygusal hafizada panikle sabitlenen travmatik deneyim tekrar tekrar geri gelir ve âdeta yangins canlı tutar. Pandemi zamanlarında bu deneyim tüm dünyayı içine alır. Birkaç ay önceki hayatımıza dönüp baktığımızda yıllar geçmiş gibi hissederiz. Üstesinden geldiğimizi sandığımuz en zor günlerde yaşanan korku, enfeksiyonlar yeniden büyümeye baslar başlamaz değişmeden geri döner. Endișeyle kendimize geleceğin nasıl olacağını sorarız; değișen ve belki de asla eskisi gibi olmayacak birçok seyi şimdiden ölçmeye başlarız "Zaman zıvanadan cıkmış. Ne kara talihim varmıs ki bana düşüyor onu düzeltmek.* Hamlet bu cümleyi söylediğinde, trajedinin geri kalanını kaplayacak olaylar zinciri zaten net bir sekilde çizilmiştir.
Sayfa 11
Bauman'a göre tüketim dünyası büyüsünü korumak için, diğer rekabet biçimlerinden farklı olarak özgürleşmektedir. İnsanlar arası çekişmenin varlık ve güçten ayrışarak sembollere yüklenmesi, bu özgürleşmeyi ve sistemin devamlılığını garanti altına almıştır. Buradan hareketle bir mal ve/veya hizmetin kullanım değerinin ötesinde önemli kılan şey nesnenin simgesel değerinin artık tüketim kavramının ana karakterini temsil etmesidir (Bauman, 2016:81,82)
Reklam