“Sevgi, hayatta pek az karşıma çıkmış bir şeydi.”
Şüphesiz, kitabın en sevdiğim ve bana gerçekliği en güzel şekilde yansıtan cümle bu oldu. Adımlarımızın, isyanlarımızın, korkularımızın, cesurca karşı koyduklarımızın veya koyamadıklarımızın altında yatan en büyük etken sevgi. Kişiliğimizi oluşturan da, onu yıllar içinde büyütüp olgunlaştıran da sevgi...
Sevgi ve sevgisizlik arasında kalmış bir çocuk Zezé. Her şeyi sevmiş, herkesi sevmiş ama ona gösterilmeyen bu duygu onun içinde koca bir boşluk oluşturmuş. O boşluğu dolduracak yeni şeyler aramış ve bulmuş. Önce bir cururu kurbağasıyla doldurmuş kocaman kalbini, sonra onu sarıp sarmalayacak iki çift koca el yaratmış zihninde. Onu baba gibi saracak kocaman bir gövde hayal etmiş. Hayatı boyunca eksikliğini en çok hissettiği figürün yerine koymuş onu. “Baba.”
“Bana ihtiyacın olmadığında gideceğim.” diyen bu iki hayalet büyütmüş onu, aklını ve kalbini...
Bir çocuğun dünyasını en anlaşılır şekilde görmenin keyfini yaşadım bu kitabı okuyunca. Büyümenin zor ve hayal kırıklığına uğratan yanıyla yeniden karşı karşıya geldim. Çünkü;
“Hepimiz çocukluğumuzu yitirmiştik. Hepimiz büyüktük, büyük ve hüzünlü.” (Şeker Portakalı)
Yeniden görüşmek üzere Zezé...