Leonie

Reklam
Karşımızda çok önemli bir mareşal vardır: Osmanlı ilerleyişi, Yavuz Sultan Selim gibi bir askerî dehanın, Rönesans tipi bir askerî teknolojinin ürünüdür. Bunu bilmek gerekiyor. Övünmek için söylemiyoruz, ama bu böyledir. Bu bir sanattır ve Osmanlı da bu sanatı bilmektedir.
Sayfa 50 - Timaş Yayınları·Kitabı okuyor
Yavuz Sultan Selim Han gibi, 24 yıl Trabzon vilayetini yönetmiş, şehzade olarak idarî ve askerî bütün marifetini göstermiş, Gürcistan'a seferler yapmış, bölgeyi çok iyi tanıyan ve orada çok iyi tanınan biri, bu bölgeyi ancak 8 yıl yönetebilmiştir. Bu 8 yılın içinde, bugünkü Güneydoğu Anadolu'yu, Doğu Anadolu'yu, Suriye'yi, Lübnan'ı, Filistin'i, Mısır'ı ve Hicaz'ı imparatorluğunun coğrafyasına katmıştır. Bu çok büyük bir parçadır.
Sayfa 50 - Timaş Yayınları·Kitabı okuyor
Haleb tıpkı güney vilayetlerimiz Antep ve Kilis gibi Türkmenlerin yönetiminde, onların hâkim olduğu bir bölgedir. Orada Türkmenlerin mutfağı ve kültürü hâkimdir. Çok yakın zamana kadar da bu böyle olmuştur. Araplaşma faaliyeti geç sonuçlanmış, belki de tamamlanamamıştır.
Sayfa 50 - Timaş Yayınları·Kitabı okuyor
Burada ısrarla bir şeyin üzerinde durmalıyız: Osmanlı Suriyesi; Filistin'i, Lübnan'ı, Antakya'yı ve Şam'ı içerir. Roma devrinde Antakya, bundan kopuk bir parçadır. Bugün olduğu gibi, Araplar diğer kısımlara "Bilad'uş Şam" derler. Şam demek, sadece Şam vilayeti değildir; Haleb dışarıda olmak şartıyla bütün Suriye'dir. Antep ve Urfa, Haleb'in ayrılmaz parçalarıdırlar. Nitekim Osmanlı döneminde de, daha önceki imparatorluklar zamanında da Haleb ile bu kısım bitişiktir. Bu bölgelerin etnik yapısı çok farklıdır.
Sayfa 50 - Timaş Yayınları·Kitabı okuyor
Reklam