Haçlı Seferleri'nin en trajik ve utanç vericisi dördüncüsüdür. 1182 ve 1185 tarihlerinde İstanbul'daki yerli halkın, Pera'da -bugünkü Galata'da- yaşayan Venediklilere karşı husumeti bir ayaklanmaya dönüşmüş, ufak çapta bir katliam ve yağmalama görülmüştü. Venedik bunun intikamını almakta gecikmedi. Haçlı Seferleri'ni Kudüs'ten çok, zengin şehir Kostantinopolis'e yöneltmeyi iş edindi.
Şöyle de ilginç bir şey oluyor: Ecnebi çevrelerden birisi, hakikaten Ermeni jenosidini savunmak için arşive giriyor; bir müddet sonra bakıyor ki mesele pek öyle değil, bunun holokost'a benzer yanı yok; o andan itibaren Türk tezini savunmaya başlıyor Mattei ve Roshenberg bunun örneği. Bundan sonra söylentiler çıkıyor; "Efendim, Türkler para verdi." Türklerin para verdikleri falan yok. Çünkü Türklerin bu adamlardan haberleri bile yok.
Bir devir ve bir medeniyet düşününüz ki, bir yandan Schubert'ler, Beethoven'lar, bir yandan Ruckert'ler... Ve bütün bunlara eşlik eden felsefî birikim. Mesela Hegel "Hiç kimsenin Osmanlı tarihini yazdığı yoktu" diyor, bunu dert ediyor. Goethe'nin Hafız'dan etkilendiğini, Hafız'ın Hammer sayesinde çevrildiğini, Doğu'nun rüzgârlarının geldiğini ve bu sayede Goethe'nin de büyük "West-Östlicher Diwan"ı(Doğu-Batı Divanı'nı) yazdığını söylüyor. Hadi Hegel'in ilgilenmesini bir dereceye kadar olağan karşılayalım. Engels, daha da ilgincini söylüyor: "Hammer denen Alaman, -tabir bu- çıkıp da Osmanlı tarihini yazana kadar bizim diplomatların haberi bile yoktu o medeniyetten, bize bir şey vermediler." Yani XVIII. asırda başlayan faaliyete boşuna "aydınlanma" denmemiş, dünya hakkında ciddi bir bilgi birikimi var.