Belki de aşk insanın hayatına, atına binmiş parlak bir şövalye gibi gösterişle ve ilhamla gelmiyordu. Belki de eski bir arkadaş gibi sessizce yaklaşıyor, ilk başta kulağa bir şiirden çok düzyazı gibi geliyordu; ta ki ani bir ışık sayfaların üzerine düşüp de ritim ve müzik el ele verene kadar. Belki de ... Belki de aşk güzel bir arkadaşlığın ardından doğal bir şekilde gelişiyordu; tıpkı altın kalpli bir gülün yeşil kılıfından sıyrılması gibi.
Tozlu bir şemsiye durur
çatı katındaki odanın
kuytu bir köşesinde
kumaşındaki eski yağmurların
hüzünlü kokusuyla
anımsar mısın bilmem
yağmurun bardaktan
boşanırcasına yağdığı o günü
hani şemsiyeyi iyice çekip başımıza
dudaklarımla hesaplamıştım
yüzölçümünü
nicedir sokağa çıkarmıyorum
şemsiyeyi
korkuyorum çünkü
kapısı açık kafesinden
uçan bir kanarya gibi
beni ikinci kez terk etmenden
yanıt alamayacağımı bilsem bile
yanına gidip
sorarım her gün şemsiyeye
altında el ele
nasıl görünürdük diye
Sunay Akın