Bazen resimlerim odamdan çıkıp süzülseydi ne olurdu diyorum içimden, tavana bakmak yerine onları seyrediyorum, kâfiyelerini, bulunduğu duyguları, onları aktarırken yaşadığım değişimi ve köklerimi.. çıkıp dans etselerdi mesela, veya eriyip dökülselerdi, gözyaşlarıma benzerler miydi, genelde şiir yazarken, yeni bir tuvale başlarken, hatta devam ederken ağlıyorum, sanırım gözyaşlarım sanatla uyum içinde olmaktan keyif duyuyor. Bir başkalarını düşünüyorum, şiirimin içine hapsolsaydı nasıl bir evrene varırdı, iç dünyasında aradığı her şeyi bulur muydu, yoksa sevgi ona yetersiz mi kalırdı, çünkü bazı ruhlar sevginin tatmin edemeyeceği düzeyde güçsüz diyorum kendime, soruyorum.. yazarak cevap alıyorum, resimlerin dansı bitiyor sanki, son notalara ulaşıyorum. Aslında resimlerim bana süzülmüyor, ben onlara süzülüyorum; hatta dansa davet ediyorum, asla reddedilmeyeceğim, hep uyumu yakalayacağım sevgilim gibi açılıyorlar benimle, çünkü onları sevgimle yaratıyorum. Sevgiyi verdiğin hangi varlık seni reddedebilir ki? Sevginin seni reddetmesidir o, varlığın değil. Sevgi reddedilmeyi beklemez, sevgi sevgiyi bekler. Sevgiyi sevmeyi; sevmeyi.