Yazı yazmayı öğrenmek ikinci bir doğum gibiydi. Çalışa çalışa, haykıra haykıra, terleye terleye, kıvranarak, sallanarak, kendi kendimi avutarak. Yazı, başka birine devredilemez bir mülkiyet. Bir özgürlük. İçinde harflerin yaşadığı bir yalnızlık.
Artık Reibell’de hiçbir şey kontrol altında değildi. Polis memurları kukla gibiydi. Kaymakam var mı yok mu belli değildi. Belediye başkanı da, olayların akışına hiçbir şekilde müdahale edemeyen bir soytarıydı.