Ayrıca Mekke müşriklerinin hemen her birinin kendilerine has/özel kitap ya da sahifeler indirilmesini istemeleri, bilinenin aksine o ortamdaki okuma yazma oranının söze dayalı bir kültürde yeterince önemsenmemesine rağmen düşünülenden daha fazla olduğuna işaret eder. Üstelik söz konusu ilkelliğin görüntüsü konumundaki putçuluk, zannedildiği gibi sadece bir taşa tapma fiili de değildir. Her put, arkasında esrarlı (gizemli) ya da yarı açık bir düşünce taşır. Bu düşünce, saf anlamıyla bazen bir ideolojiyi içerebileceği gibi, süslenmiş ilkeler altında bir menfaat beklentisini de barındırabilir. Hatta bu sembolün oluşmasına kaynaklık eden sâikler incelendiğinde ekonomik, sosyal ya da siyasi bir arka planla karşılaşılır. Nitekim günümüzde de bu arka plana sahip pek çok putlaştırılmış şey bulunmaktadır.
Risâletin başladığı ilk yıllarda, Kâbe’de bulunan üç yüz altmış küsur putun her biri aslında bir kabilenin sembolündür. Mekke site devleti, her kabilenin kendi putunu Kâbe’de temsil etmesine izin vererek kendi çapında bir nevi “Birleşmiş Kabileler Pazarı” oluşturmuştur. Bu temsil, orada düzenlenen panayır ve Pazar türü faaliyetlerle ticari ve siyasi olarak Kureyş’in liderliğini pekiştirmektedir. Bu sayede müşrikler, ortak kültürel bir mirasın sahibi olarak geçmiş atalarıyla aralarında bir bağ kurduklarına ve bu şekilde toplumsal birlik ve bütünlüğü sağladıklarına inanmaktadırlar. Onlara göre İbrahim (as)’ın tek tanrı anlayışını kabul etmek bu pazarı kaybetmek yani aç kalmakla aynı anlama gelmektedir. Zira sembolik olarak bir putun anlamı, mevcut yapının asla vazgeçilemez olduğuna işaret eder.
Aslında put;
İnsan zihninin ürettiği totem,
Sahte ya da sanal ilah görüntüsü,
Beklenti ve tutkuların altında yattığı örtü,
Aldatmak kastıyla şahsi çıkarları