“Ben ise sadece kitaplarla başbaşa kalacağım, gezintiler yapacağım, hayaller kuracağım, rahatsız edilmeden uzun uzun uyuyacağım bir dinlenceyi yaşamak istiyordum.”
Neyse ki insanın mayasında yalnızca umutsuzluk değil esin ve umut da vardır; yalnızca ölüm değil, arzu ve yaşam da vardır; yalnızca yalnızlık değil, birlik anları ve aşk da vardır. Eğer yalnızca umutsuzluk olsaydı, hepimiz kendimizi ölmeye bırakırdık ya da kendimizi öldürürdük ama böyle olmuyor. Aslında bu günün dünyasında umut sahibi olmak mantıklı değil. Aklımız, mantığımız bize sürekli bu dünyanın vahşi olduğunu kanıtlar, bu nedenle mantık yok edicidir; kuşkuya, kinizme, en sonunda da yok etmeye yönelir. Neyse ki insanoğlu mantıklı bir yaratık değildir, umut büyük yıkımların arasında tekrar tekrar yeniden doğar.
İnsanlık sorunlarına bile değinse, soyut kavramlar hiçbir insanı avutamaz, etten kemikten somut bir varlığın, sıkıntılı gözlerle bakan bir zavallının (neye, kime?), yalnızca umutla beslenen birinin üzüntülerini ve kaygılarını hafifletemez.
"Hepimiz hüzünlüyüz, belki bazılarınız 'Ben değilim' diye karşı çıkacak şimdi ama hepimiz hüzünlüyüz çocuklar. Peki neden hüzünlüyüz? Çünkü yüreğimiz tatmin olmuyor, çünkü sefil ve serseri olduğumuzu biliyoruz. Çünkü adil değiliz, hırsızız, ruhumuz nefret dolu. Ve herkes koşuyor. Neden, sorarım size? Nereye? Herkes daha fazlasını elde etmeye çalışıyor, neden? Yakında hepimiz ölmeyecek miyiz?"