Doğru dürüst bir siyaset güdecek yerde, hileye başvuran Abdülhamit, bütün kozları birbirine karşı oynuyor, yabancıyı, yabancıya, Türk’ü Türk’e karşı kullanıyordu.Rumeli’deki hafiyelerinin sayısını artırmıştı. Şimdi Selanik’te bunların kırk bini bulduğu söyleniyordu. Hristiyan azınlıklar, hiç olmazsa, yabancı devletler tarafından korunuyorlardır. Türkler ise kendi sınırları içinde baskıya uğrayan bir azınlık gibiydiler. Çevrelerinde bir kurtuluş çaresi arıyorlardı. Görünüşe göre, tek umut, Türk ordusunun genç subaylarındaydı.
Mustafa Kemal’in görüşüne göre Osmanlı imparatorluğu, Müslüman olmayanların cennetin bütün nimetlerinden yararlandıkları, Müslümanların ise cehennem azabı çekmeye zorlandıkları bir yerdi.
Abdülhamit 1877’de Rus savaşını bahane ederek meclis’i dağıtmış ve ülkeyi baskıyla yönetmeye koyulmuştu. Bir çeşit polis devleti kurmuş bulunuyordu.Kişi,söz ve basın özgürlüklerini kökünden kazımış,geniş bir casusluk örgütü kurmuş ve Atalarının sarayı olan Dolmabahçe’yi bırakarak şehrin oldukça dışında kalan Yıldız Sarayı’nın yedi sekiz metre yüksekliğindeki duvarlarının güvenliği içinde hüküm sürmeye başlamıştı.