Cevabı biliyorum ama eyleme geçmek çok zor. Kendime karşı gereksiz bir şekilde sert davranıyorum, o yüzden telkin edilmeye, yanımda birisinin olmasına ihtiyacım var.
Ama artık kusurlu oluşumu sadece kabullenmek yerine,
kendime bu kadar karamsar bakmamayı seçiyorum. İçimde parlayan, ışıldayan yanlar da var. Ben sadece onları görmemek için fazla çabaladım. Kendimi içimdeki çorak topraklara hapsetmiştim; oysa içimde yeşille ve mavilikle dolu verimli topraklar da var. Artık oralarda daha çok vakit geçirmeye çalışacağım. Bunu yapabileceğime inanıyorum. Tüm bunların, yaşamak için verdiğim özel bir çabanın parçası olduğuna inanıyorum. Şu an önemli olan da, bu inancı kaybetmemek.
“Darlene Lancer'ın Conquering Shame and Codependency adlı kitabında, kendini dışarıdan gelecek onaydan bağımsız kılabilen kişilerin asıl kazananlar olduğunu söylüyordu. Özgüvenin ve gururun, dış onay arayışını bırakmakla geldiğinden bahsediyordu. Bu da bana hep dışarıdan bir onay kazanmaya çalıştığımı düşündürdü: bilgi, sevgi ya da takdir yoluyla ... Ama işte bu kazanma arzusunun ta kendisi, aslında kendime yetmediğimi gösteriyor. Sürekli kendimi düzeltmeye, daha fazlasını elde etmeye çalışıyorum. Bu da çok yorucu. Belki de kusurlarımı olduğu gibi kabul etmem daha iyi olur?”
Biri gelip yüzümün dünyadaki en güzel yüz olduğunu söylese bile içimde sadece hafif bir burukluk hissediyorum. Çünkü ben yüzümü sevmiyorum; biri günde yüz kez bana "güzelsin" dese ne fark eder? Yalnızca beni eleştiren, canımı yakan sözleri içime çekmeye devam edeceğim.