İki hâl de ne hissedilebilir ne de doğrulanabilidi. Ölmüş ya da delirmiş olabilirdim yani. Delirdiğimi kimselere belli etmemek için hep sakinlikten bahsediyorduysam, ölmüş olduğum anlaşılmasın diye yaşıyor muydum yoksa?
Yine garip bir hüzün vardı üstümde. Geceden bildim. Gecenin ürkütmesine alışıktım ama gün doğumuyla beraber bu keder yok olacağına, daha da büyümesi ihtimali korkuttu beni.
Hiçbir şey yapmadan oturan insanların aslında devasa yükler taşıdığından şüphelenirdim. Zor olan zihninde dönen binlerce fikre rağmen hiçliği koruyabilmekti çünkü. Herkes bağırırken onların seslerini dahi bastıracak kadar susmak gibi.