...
"Sinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz
Ve ikimizde ıslanıyoruz.
Ben ne yağmurlar gördüm Sitare,
Ben kaç kez iliklerime kadar ıslandım.
Bilmiyorum sen kaç yaşındaydın,
Ben göğü hep bir kurşun gibi ağır
O şehirde sırılsıklam gezerdim.
Bölük bölük insanlar boşanırdı tapınaklardan,
Tapınaklar insanları safra gibi atardı,
Sonra hepsi bir yere toplanıp bana bakarlardı.
Bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp beni götürdü.
Gidip bir Uygur çadırında göğü dinledim.
Kara bulutlar kükrerken bir Kaşkar sabahında,
Oturup Aprunçur Tigin ile seni konuştuk.
Bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun.
Gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun.
Kaşı karam, gözü karam, saçı karam,
Umay gibi yumuşak huylum,
Nerden çıktın karşıma böyle?
Sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime,
Asya'nın bozkırlarında ordular düşüyor peşime.
Yığılıp kalmışım bu Anadolu toprağına Sitare,
Adam akıllı yorulmuşum.
Ellerin böyle olmamalıydı,
Ellerine acıyorum
Ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum.
Durup durup ıssız yerlerde,