Yaşamaya susadığınız halde hayat meselelerini bir mantık hercümerciyle çözmeye kalkışıyorsunuz. Hareketleriniz sırnaşıklık,küstahlık dolu olduğu halde , ne kadar da korkaksınız! Saçmaladığınız zaman kendinizi pek beğeniyor ama sert,küstah sözler sarf ettikten sonra durmadan ürküyor, özürler yağdırıyorsunuz. Korku nedir bilmediğinizi iddia ederken bir yandan da yaltaklanıyorsunuz. Bizi hiddetten dişlerinizi gıcırdattığınıza ikna etmeye çalışırken ,güldürmek için nükteler savuruyorsunuz. Nüktelerinizin hiç de zekice olmadığını biliyorsunuz fakat herhalde edebi değerlerinden memnunsunuz. Belki gerçekten acı çektiniz ama kendi ıstırabınıza dahi zerre kadar saygı duymuyorsunuz. Samimisiniz, bununla beraber iffetiniz eksik; küçük bir gurur uğruna ortaya dökmek ve aşağılamak için , içinizde ne varsa piyasaya sürüyorsunuz... Gerçekten bir söylemek istediğiniz var fakat korkudan son sözlerinizi daima kekeleyip duruyorsunuz çünkü bunu açıkça söyletecek kadar metin değilsiniz; sizinki sadece korkak bir arsızlıktan ibaret. Anlayışınızla övünüyorsunuz ama bir yandan da tereddütlerle dolusunuz çünkü kafanız işlediği halde kalbiniz ahlaksızlıkla kararmış; halbuki temiz kalpli olmayan kimsenin idraki tam değildir. Ya o yılışıklığınız ,sırnaşmanız,kırıtmalarınız! Yalan,yalan,hep yalan!
Hatta mahsus yapar gibi, zerre kadar suçum olmadığı durumlarda bile kendimi suçlu çıkarırdım. Bu da hepsinden kötüydü. Bu sefer yine duygulanır, pişmanlık duyar, gözyaşları dökerdim; bunları da öyle yalandan falan yapmazdım ama şüphesiz hepsi kendi kendimi kandırmak içindi. Kalbimde bir kötülük nüvesi vardı... Tabiat kanunları beni ömrüm boyunca her şeyden çok hırpaladığı halde , bu durumlarda onları suçlamak da imkansızdı.