Yol görünür onun garip serine,
analar, babalar umudu keser,
kahbe felek ona eder oyunu.
Çarşambayı sel alır,
bir yar sever
el alır,
kanadı kırılır
çöllerde kalır,
ölmeden mezara koyarlar onu. O, «Yûnusu biçâredir 840 Baştan ayağa yâredir», ağu içer su yerine.
Fakat bir kere bir dert anlayan düşmeyegörsün önlerine ve bir kere vakt erişip
«Gayrık yeter!...»
demesinler.
Bunu bir dediler mi, «İsrafil sûrunu ürür,
mahlûkat yerinden durur»,
toprağın nabzı başlar
onun nabızlarında atmağa.
Ne kendi nefsini korur,
ne düşmanı kayırır,
«Dağları yırtıp ayırır, kayaları kesip yol eyler abıhayat akıtmağa...»
Ruhumuz fırtınalı, etimiz mütehammil.
Sevgisiz ve ihtirassız çıplak devler değil,
inanılmaz zaafları, korkunç kuvvetleriyle,
silâhları ve beygirleriyle insanlardı dayanan.
Beygirler çirkindiler,
bakımsızdılar,
hasta bir fundalıktan yüksek değilllerdi.
Fakat bozkırda kişneyip köpürmeden
sabırlı ve doludizgin koşmasını biliyorlardı,
insanlar uzun asker kaputluydu,
yalnayaktı insanlar,
İnsanlann başında kalpak,
yüreklerinde keder,
yüreklerinde müthiş bir ümit vardı.