' Bana bakın, Maksim Maksimiç. Kötü bir huyum var benim. Artık böyle mi yetiştirildim yoksa Tanrı mı beni böyle yarattı, orasını bilmiyorum. Bildiğim tek şey şu: Başkalarının mutsuz olmasına sebep oluyorsam, bilin ki ben onlardan daha az mutsuz değilim. Gençliğimde paranın satın alabileceği her zevki çılgıncasına tatmaya başladım, hepsinden de bıktım tabii. Yüksek sosyeteye atıldım sonra, sosyeteden usandım. Okumaya, çalışmaya başladım - öğrenmekten de sıkıldım- ne ünün ne de mutluluğun öğrenmekle ilgisi olmadığını anladım, en mutlu insanlar bilgisiz insanlardır çünkü... Sonra Kafkasya'ya gönderildim; hayatımın en mutlu anıydı. Kurşunlar arasında bunaltının yeri yoktur sanıyordum. Boşunaymış! Bir ay geçti ; kurşun vızıltılarına da alıştım... Şu anlamsız dünya ruhumu bozmuş; kafam tedirgin, yüreğim doymak bilmiyor; hiçbir şeyle yetinmiyorum; zevke nasıl alıştıysam acıya da öyle alışıyorum, hayatım boşalıyor. Geriye benim için tek birşey kalıyor; yolculuk yapmak...'