“Bu iki uzlaşmazın birbirine bağlanmış olması, bu uyuşmaz ikizlerin bilincin acılar içindeki dölyatağında durmadan savaşıyor olmaları, insanlığın tepesine çökmüş bir lanetti.” Sf/66
İnsan olmanın getirdiği bir lanet olsa gerek, bu iki uzlaşmaza da sahibiz bu yüzden. Savaş halinde olmaları ise gayet normal; iyi tarafın nihai olarak galip gelmesi mümkün değilken kötü taraf sandalyeye oturunca neler yaşandığını da ülkemizin gündeminden görüyoruz, maalesef, sonuçlarını düşünmekle uğraştırmıyor bizi…
Dediğim gibi iyi tarafın bu mücadeleyi kazanması insan doğasına aykırı oysa kötü taraf kontrolü ele geçirirse:
“Bedenimi daha genç, daha hafif, daha mutlu hissediyordum; delifişek bir pervasızlık gelmişti, hayalimden bir değirmenin çarkını çeviren sular gibi akıp giden tensel imgeler geçiyordu, yükümlülüklerin bağları çözülmüş, ruhumu bilinmedik ama hiç de masum olmayan bir özgürlük sarmıştı sanki.” Sf/67
Satırlarına dayanarak bunun çok daha basit olacağını çıkarabiliriz.
“İlacın ayrım gözeten bir etkisi yoktu; ne şeytaniydi ne de ilahi; tek etkisi, yaradılışımın kapatıldığı zindanın kapılarını sarsmak oldu ve içimde ne varsa Filipi’deki mahpuslar gibi dışarıya kaçıştı.” Sf/69
Keşke böyle bir ilaca sahip olsaydık diyerek söyleyeceklerimi sonlandırıyorum. Aksi takdirde bu ilaca sahip olana dek ülkemizin insanlarını tutacak yasaların düzenlenmesi gerektiğine kadar uzar bu konu :’)
Bu ara ne duysam, izlesem veya okusam bilincim etrafımdaki olaylara göre onu işliyor. Rüyalarıma giriyor, dışardayken beni tedirgin ediyor. Düzeleceğine dair umut beslemekten de korkuyorum halbuki benim tanıdığım Aliya, bu kitabın da ilk sayfasında geçen:
“…bazen insanların yaptıkları kötülüklerin ardında yatan güçlü dürtüleri neredeyse imrenerek merak eder ve en nihayetinde onları kınamaktansa