Şu insanlar ne tuhaflar; başkalarının saadetlerini görerek kendilerini bundan mahrum buldukları için mi acaba, bu kınama ve ayıplamaları haset ve hırçınlıklarından mıdır?
Bilmiyorlar, düşünmüyorlar ki kader bizim kendi hareketlerimizin sonucuna kendimizin verdiği bir isimdir. Bütün çektiklerimizin yalnız kendi sersemliğimizin sonucu olduğunu bilmek istemeyerek kendimizi sorumluluktan kurtarmak için uydurulmuş bir sözdür. İşte böyle kadere bağladığımız bu sefalet içinde, âcizlik ve ıstırapla sürünüyorken buna nazaran önemsiz, görünürdeki sefaletlere karşı duygusuz kalamayan bütün millet, samimi hayatını harap eden bir yaraya karşı tevekkül ve ihtiyat içinde sükût ediyor.
Halbuki aldığım terbiye, okuduğum eserler bana şaşaalı hayatlar vaat ettiler; şimdi nasıl olur ki bu miskin, bu donuk, bu düşkün hayatı severek kabul ederim?
Fakat bütün vaktimi şiire, edebiyata adadım. Demek ki hassas ve derin bir ruh benim gibi uzun seneler böyle edebiyat sayesinde şiir ve hülyayla beslenir de sonra bu kadar adi bir muhite düşerse tabii ve zoraki bir şekilde uyuşmazlık ortaya çıkıyor. Ve bu uyuşmazlık kadar ruhu harap eden başka bir şey olamaz. Dünya muhitine yabancı olmak kadar katlanılmaz bir felaket yok sanırım.