Sokrates’in ve meşhur Herküles’in resimlerini bulup karşılaştırınız.
Sokrates’in büstünde filozof başı dikkat
çeker. Geniş bir alın. Burası zekânın
yeridir. Sanki Sokrates’in zekâsı
kafasının içine sığmıyormuş da dışarı
taşacakmış sanırsınız. İşte Sokrates’in
alnı ve kafası bu şekildedir.
Bir de Herküles’in heykeline bakınız.
Antik Yunan efsaneleri kahramanının
güçlü kasları karşısında hayrette
kalırsınız. Cüsseli bir vücut, sütun gibi
güçlü bacakların üstünde yükseliyor.
Kollarının kasları, kalın bir halatı
andırıyor. Omuzları geniş, göğsü
kabarık, boynu öküz boynu kadar kalın. Başı ise vücuduna oranla küçük, alnı
dar.
Bütün bunlar büyük bir beden
gücünün ifadesidir. Ama bu kahraman
zekâ yönünden güçsüzdür. Muhteşem
vücutlu, sert yapılı, güçlü adaleli bir
adamdır, ama akıl ve zekâ itibariyle
geridir. Düşünce ve maneviyat
kahramanı değildir.
Ben size Sokrates’in veya
Herküles’in kafalarını tercih ediniz
demiyorum. Demek istediğim öküz
bacaklarını düşünürken, Sokrates’in
başını da unutmayınız. Kaya gibi sert ve
koyun kafalı olmayınız.
Snelman şöyle düşünüyordu:
“Dahi yazarların önemini bizim
toplumumuz henüz kavrayamaz. Şu
dönemde bizde de hayatın gülünç
yönlerini ustaca tasvir eden bir
Cervantes, cücelerden bahseden bir
Swift yetişmelidir. Cüce ruhlu insanların
basit politik dedikodularını, kısır fikirlerini anlatan biri gelmelidir.”
Henüz kültür ve medeniyet alanında
ilerleyememiş milletler de İngilizler’in
komik ve zararlı davranışlarını alarak,
İngiliz toplumunun kötü birer kopyası
durumuna düştüler.