Gece

Gece
@Lotusena
Bir ülkeyi ülke yapan, o toplumun vicdanıdır. ♡。⁠*゚✧˚.༘⋆
"Hah! Beni yalnız kalmakla veya karanlığa hapsetmekle tehtit edebileceğini mi zannediyorsun? O zaman sana şunu söylemeliyim ki, kendi başının çaresine bakmış bir kadını tehtit edemezsin. Çünkü ben varsam ben tek başıma herşeyi hallederim. Bence yalnız kalmaktan ve karanlığa hapsolmaktan korkması gereken kişi ben değil, sensin."
Alıntı
Reklam
Bazen haksızlık ağır gelir, Kelimeler düğümlenir boğazında. Kimseye anlatmazsın derdini, çünkü bilirsin, Anlatsan da boşuna, anlamazlar seni. Dört duvar üstüne gelir, içinde bir fırtına. Geceleri dökülür gözyaşların yastığa, sessizce, Kimse bilmez, kimse görmez o acıyı. Özlem sızlar, çaresizlikle kalbinde, Yorgun düşersin, bu mücadelede. Gece
Şiir
Ölüm neydi ? Bu annenin göz yaşları, Bir babanın sesiz çığlıkları, Veya hayatının baharında ölen bir gencin isyanı mıydı? Cidden ölüm neydi? Belki de ölüm, tüm bu acıların son noktası, Geride kalanlar içinse zamansız bir boşluk, Dudaklarda yarım kalan bir söz, Ve kalpte dinmeyen bir sızıydı.
Şiir
Sizce giriş bölümünü baştan mı yazayım yoksa böyle iyi mi?
29/12/2000 Asel henüz 1 yaşındayken hayatının en kötü günlerinden birini yaşamıştı. O yıl kış çok çetin geçiyordu. Minik Asel "ba-ba, baba, ba-ba, baba" diyerek kilimin üstünde yuvarlanıyordu. Kim bilebilirdi ki söylediği ilk kelimenin onun katili olacağını... Katil olmak için illa birini öldürmek gerekmezdi. Birinin duygularını öldürmekle de katil olunabilirdi. "Şebnem, sabahtan beri mutfakta ne boklar çeviriyorsun? Açım ben, yemek getir, yanına da çay demle." Dedi Turgut Bey. Minik Asel o sırada babasının önünde yuvarlanmaya devam ediyordu. Turgut Bey minik Asel'i ayaklarıyla kenara iterek mutfağa doğru bağırmaya başlar: "Şebnem, gel al şu böceği burnumun dibinden. Bir televizyon izletmedi. Ne diye doğurduysan sanki..." Turgut Bey söylene söylene ayağa kalktı, askıya astığı montunu giyip evden çıktı. Şebnem dışarı çıkmasın diye kapıyı birkaç kez kilitledi. Ve seri adımlarla yolda yürümeye başladı. Ama unuttuğu bir şey vardı. Şebnem evde yoktu. Minik Asel sabahtan beri hiçbir şey yemediği için acıkmıştı. Soğuk betonda bağırarak ağlamaya, annesine sesini duyurmaya çalıştı. En sonunda minik bedeni yorgun düştü. Turgut Bey eve geldiğinde sabah saat 08.45 civarıydı. Montunu astı. Yarı ayık, yarı uykulu bir şekilde sallana sallana salondaki koltuğa uzandı. Minik Asel, yanan sobanın yakınlarında hareketsizce uzanıyordu. Turgut Bey, Asel'i bir süre izledi, izledi, izledi... En sonunda meraklı bir sesle kızına seslendi: "Asel?" Asel'den tepki gelmeyince homurdanarak ayağa kalktı. Minik Asel'i babası o gün ilk kez kucağına almıştı. Turgut Bey kızının bedeninin sıcak olduğunu hissedince baldızı Buse'yi aradı. Asel'in öldüğünü, gelip onu almasını ve evin anahtarının yerini söyledi. Öldü sandığı Asel'i uzandığı koltuğa yatırdı. Paytak adımlarla yatak odasına gitti,
Alıntı
Susup efkâra daldım bak Yine dertlerim omzumda...
Müzik
Reklam