“En ufak bir ot sapı, bir böcek, bir karınca, altın kanatlı arı zekâdan yoksun oldukları halde, hepsi şaşılacak bir yetkinlikle kendilerine çizilen yolu bilirler, bu halleriyle Tanrının sırrının canlı birer küçücük parçasıdırlar.”
“Evet,” diyordu, “çevrem gök, kuşlar, ağaçlar, tarlalar gibi Tanrı görkemiyle dolu olduğu halde, kirli yaşadım; her gördüğüm şeyi kirlettim, bütün bu güzelliklerden, görkemden hiç haberim olmadı.” Annem ağlıyor, “Üzerine ne çok günah alıyorsun oğlum!” diyordu. “Hayatım anneciğim benim, kederimden değil, keyfimden ağlıyorum. Onlara karşı suçlu olmayı kendim istiyorum. Anlatamam ki sana; onları nasıl seveceğimi bilemiyorum da ondan… Varsın herkese karşı suçlu olayım, böyle olunca hepsi beni bağışlar… İşte sana cennet. Zaten şimdi bile cennette değil miyim?”