Istırap insanoğlu için gündelik ekmek, ölümse sadece bir kaderdi, ikisinden de kaçılamazdı. Asıl dava, derin bir şekilde yaşamak ve kendi kendisini gerçekleştirmek, ölümlü hayata şahsi bir çeşni vermekti.
Onun için eskilik ayrı bir şeydi; o zamanın takdisi idi; insan elinden geçmek ve insan hayatına girmekle eşya tabiatından ayrı bir sıcaklık kazanır, adeta insanileşirdi.
Atiye Hanım ölümünden birkaç saat evvel onu yanına çağırmış, "Bey, bey demişti, işte ölüyorum. Fena şey ama, ne yapalım?" Sonra kocasının orada yatağın çarşaflarına başını gömüp ağladığını görünce, o hasta yüzde daha manalı olan biçare bir tebessümle, fazla kederin yeri olmadığını, Behçet Bey bu "darülmihen" de bir kadının en az lazım şey olduğunu, kitaplarıyla, saatleriyle, ciltleriyle bundan böyle istediği gibi meşgul olabileceğini, hiç kimsenin kendisini artık rahatsız etmeyeceğini ilave etmişti.