Okurken 'ben ne okuyorum yaa' diye söylendiğim oldu, ta ki kitabın sonundaki bir bölüme ve oradaki diyaloğa kadar. Bütün kitabın özeti birkaç satırda toplanmıştı sanki.
Gül Yetiştiren Adam'ın cami çıkışında yaptığı konuşma. Elli yıl sonra toplum içine çıkması ve etrafındaki gördüğü gerek mekan gerekse değer değişimlerini hayretle izlemesi ve bunu dile dökmesi beni en çok etkileyen kısımdı. Zamanda yolculuk yapılsa ve ben bundan elli yıl sonrasına gitsem diye düşünürüm bazen, acaba nasıl bir dünya ile karşılaşırım. Tam bu düşüncelerime cevap olarak bu kitapta gül yetiştiren bir adamın kendini eve kapatması ve elli yıl sonra ortaya çıkmasıyla yaşadığı şaşkınlık verilmiş. Mekan değişmiş, batı tarzı binalar yükselmiş, taş döşeme sokaklar yok artık, asfalt dökülmüş, dere yatağını kapatmışlar, masraflar çoğalmış, giyim tarzı değişmiş... Cami çıkışında artık daha fazla dayanamayıp halka seslenir. "Siz camiye namaz kılmaya geldiğinize göre İslam'a uyan insanlarsınız? Fakat hani İslam'ınız?"
Şöyle bir söz var; inandığın gibi yaşamazsan, yaşadığın gibi inanmaya başlarsın. Çok güzel anlatmış bunu. Günümüzü çok güzel özetleyen bir eser olduğunu düşünüyorum, herkesin okuması gerektiğini de.
Bazı arkadaşlar anlamadıklarını ve beğenmediklerini söylemişler. Postmodern bir roman, dikkatli okumalı. Sağlam bir akışı yok. Okuyucu kendisi yapbozu tamamlamalı. Bu yüzden bir kere daha okunmalı, unuttukça bir kere daha.