Biz cinsel üniformamızdan ancak yetişkin dönemimizde, güvendiğimiz o ender kişiyle gizli ve mahrem sevişme anlarımızda, gene de korkarak soyunuruz. Ancak bu nadiren gerçekleştiği gibi, gerçekleştiği zaman da artık çok geçtir. O güne dek içimizde bastırılmış olan şeyleri azat etmek hiç kolay değildir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Psikologlar, sağlıklı bir cinsel kimliğin önemini vurguluyorlar. Başka bir deyişle, bir erkek, tüm davranışları, kişilik ve fiziki özellikleri itibariyle bir erkek gibi düşünmeli, dişi de dişi gibi.Aralarındaki farklılık, gece ile gündüz kadar açık seçik olmalı.Psikologlar, herhangi bir belirsizliğin topluma ayak uydurmakta çok önemli sorunlara yol açabileceği kanısındalar. Cinsel kimliğin totaliter özelliği,çoğumuzda psikolojik sorunlar yaratıyor.Kendimiz hakkındaki belirli imajımız,babamızın,ailemizin,akranlarımızın,polisimizin,cumhurbaşkanımızın kafasındaki erkek-kadın davranış kalıplarına uygun olmayabilir. Bu gibi hallerde, nasıl olmamamız gerektiği konusunda uyarılırız. O kalıplara uymak için, belirli bir cinsel kimlik standardına girer ve bizim ölçülerimize göre biçilmemiş giysileri sırtımıza geçirmek için çabalarken, hepimiz sorunlar ediniriz. Burada sorun, kendimiz gibi olmamızdan ya da düşündüğümüz gibi düşünmemizden kaynaklanmıyor elbette. Sorun, aslında olmadığımız gibi olmaya çalışmaktan ileri geliyor. Sorunun kaynağını, totaliter standartlara uymamız, düzence benimsenmiş cinsel kimlik üniformasını giymemiz yolunda bizden beklenen sözde uyum çabası oluşturuyor. Kurulu
düzeni memnun etme çabası yani. Böylece kendi kendimize yabancılaşıyoruz. Uyum sağlamaya çalıştığımız oranda, kendimiz de totaliter olup çıkıyoruz. Bu uyum sağlama sürecinin sonunda biz de başkalarının uyum sağlamasını talep etmeye başlıyoruz. Uyum sağlama sürecine, giderek artan korkular ve çifte standartlar eşlik ediyor. Bizi kâh ödüllendiren kâh da cezalandıranları memnun etme kaygısıyla onların beklentilerine karşılık vermeye çabalıyoruz.
Cinsel rolün temelden öğrenildiğini vurgulamak gerekir. Bize hangi roller öğretiliyorsa, onları öğreniriz.Hepimizde erkeklik hormonu androjen ile kadınlık hormonu östrojenin bir bileşimi bulunduğundan, biyolojik açıdan karşı cinsle psikolojik duvarlarla ördüğümüz cinsel kimliğimizin izin verdiğinden çok daha fazla ortak yanımız vardır aslında. Bir anlamda, cinsel açıdan birbirimize taban tabana zıt değiliz. “Karşı cins” terimi kadar yanlış bir deyim olamaz.
Giysileri ele alalım. Tüm kültürlerde, erkeklerle kadınların ne giyeceğine ilişkin beklentiler vardır. Cinsel rolümüz ve kimliğimiz, giysilerimize fazlasıyla yansımıştır. Ister on sekizinci yüzyıl Avrupası'nda olduğu gibi erkeklik uzvu ya da kadın göğüsleri belirgin olsun, ister Arap giysilerinde olduğu gibi mümkün olduğu kadar gözlerden saklansın, bütün giyim tarzları kendimizi ve de karşı cinsi algılama biçimimizi etkiler. Belirli bir kültürün öğütlediği ilkelere uyarak, tüm erkekler ve kadınlar, cinselliklerine ilişkin seks standardına uygun biçimde giyinirler, yürürler, konuşurlar, sigaralarını tutarlar, bacak bacak üstüne atarlar. Aynı şey tüm alt kültürler için de geçerlidir.
Sonuç, tekdüze bir toplumdur.
Cinselliğimiz bedenimizden çok zihnimizdedir. Cinsel roller, cinsel kişilikler, salt genetik açıdan belirlenmez. Gebelik gibi önemli bir istisna dışında, cinsel kimliklerimiz, zihnimizle ilgili bir durumdur.