Büyük bir telaş içinde kapının kol demirini takıp demir ızgarasını
indirmeyi düşünürken, aklına eseni yapan içgüdüleri bütün kapıları sonuna kadar
açıp bu harika yabancıyı içeri almaya zorluyordu onu.
Ruth hiçbir zaman bu kadar yakın olmamıştı gözünde. İkisini ayıran o büyük boşluğun üzerinde bir köprü kuruldu. Elbette ona karşı olan yüce hislerini azaltmıyordu bu. Ona doğru alçalan Ruth değildi. Tersine bulutlara binip Ruth’a doğru yükselen Martin’di. O anda ona duyduğu hürmet, dinsel coşku ve huşuyla aynı mertebedeydi. Kendini
kutsalların en kutsalına izin almadan sokulmuş hissetti; kızın farkına varmadığı,
ama heyecandan onu elektrik çarpmış gibi titreten bu temastan sakınmak için
kafasını yavaşça ve özenle yana çekti.