İnsanlığın bir özelliği vardır ki, bu da, varlığını ancak insanlar arasında sosyal ilişkiler ve bağlar kurulmasını zorunlu kılan bir 'sosyal emek' vasıtasıyla sağlamasıdır.
Lüksün ve tüketimin aşılması imkansız olan bir sınırı vardır (gülünç bir örnek; Hawai adalarının feodal toplumunda toplumsal ürün fazlası aşırı beslenme biçimine bürünmekte ve bundan dolayı toplumsal saygınlık kişilerin şişmanlığına bağlı olmaktadır.)
Antik uygarlık ile XVI. yüzyılı birbirlerinden ayıran 4000 yıl boyunca bilim ve tekniğin bütün ilerlemelerine rağmen, Hintli, Çinli, Mısırlı, hatta Yunanlı ve Slav bir köylünün durumu önemli ölçüde değişmemiştir.
Sosyal sınıfların –üretici sınıflar ve egemen sınıflar– ortaya çıkışı, aynı zamanda mevcut sosyal şartları yani sosyal eşitsizliği muhafaza etmek için başlıca kurum olan devlete de hayat verir.
Neolitik devrim aşağı yukarı M.Ö. 15 000 yıllarından itibaren yerkürenin çeşitli yörelerinde, muhtemelen önce Anadolu'da,
Mezopotamya'da, İran'da ve Türkistan'da ortaya çıkmış ve giderek Mısır'a, Hindistan'a, Çin'e, Kuzey Afrika'ya ve Akdeniz Avrupa'sına yayılmıştır. Bu devrime neolitik devrim denmektedir. Çünkü taş devri insanının başlıca iş araçlarının cilalanmış taşlardan yapıldığı bir döneminde (taş devrinin en son dönemi) ortaya çıkmıştır.